Featured Posts

Sessiz Tanıkların Çığlığı

April 9, 2018

Kültür varlıkları, o topraklardaki tarihin tanığıdırlar. Genellikle kültürel ve tarihsel miras, devlet ve dinle değil toprakla ilişkilidir. İnsanlığın kültürel geçmişine dair ip uçları taşıyan, kültürlerin birbirlerine olan etkileşimleri ve değişimlerinin tanığı olan nesneler tarihi eserlerdir. Bu nesneleri önemli yapan onların taşıdıkları kültür değeridir, bu nedenle onlara paha biçilemez ve müzelerde sergilenirler. Çünkü müzelerin sermayesi insanlık kültürünün gelişimine tanıklık eden eserlerdir.

 

Tarihi eserler insanlık kültürünün gelişimine tanıklık ederler. Bu gelişimi göstermek isteyen müzeler uzak diyarlardaki eserleri kendi mekanlarına taşımak isterler elbette. Eserlerin alçı kopyaları bu sebeple diğer müzelerde bulunurlar. Devletin kültür politikası doğrultusunda seçilen kolektif değerler eserlerle temsil edilir. Müzelerin bu nedenle eğitici bir tarafları vardır, izleyiciyi göstererek eğitirler. İnsanlığın ilerlemesinin tanığı olan nesneler tarihsel sıralamayla dizilir ve yalnızca görerek bu gelişimi gözlerinizle takip edebilirsiniz. Metal işçiliğinin gelişimini, metal kapların seramik taklitlerini, seramik kapların cam taklitlerini görebilirsiniz. Yaşadığımız dönemde bu kapların plastik taklitlerini de görebiliyoruz. Her dönemin aristokrat sınıfına yönelik üretimleriyle halkın kullanımına yönelik üretimlerinin farklarını karşılaştırabilirsiniz. Hakim olan devletin baskın kültürünün biçimlere ve desenlere olan hakimiyetini izlersiniz. Bazen de sanat merkezlerinin hakim olunan kültüre göre el değiştirdiklerine veya küçüldüklerine tanık olursunuz. Savaş sırasındaki yoksulluk nedeniyle zanaat kalitesinin düştüğüne de tanık olursunuz. Aslında bu sayede birçok şey öğrenmiş olursunuz, örneğin savaşın yoksulluk getirdiğini, yoksulluk nedeniyle saray siparişlerinin azaldığını. Bu nedenle bazı üretim merkezlerinin zamanla yok olduğunu görürsünüz. Bu da bize tarihin tekerrür ettiğini anımsatırken Hegel’in sözünü akla getirir “Tarih bize ondan hiçbir şey öğrenmediğimizi öğretir.”

 

Müzelerde teşhir edilen tarihi eserler o ülkenin topraklarıyla doğrudan ilişkilidir. Onlar medeniyetin tarihte hangi topraklarda doğduğu, ilerlediği ve yükseldiğinin kanıtlarıdırlar. Nesnelere fiziksel olarak sahip olmak elbette o uygarlığın taşıyıcısı olmakla eşdeğer görülür. Savaş sırasında yapılan yağmalar -dönemine göre değerli bir maden olan- ‘altın’a yöneliktir. Bu nedenle altın kullanılan tarihi eserler, örneğin altın kullanılan mozaikler yağmalanan ilk eserleri oluşturur. Kiliselerde ökaristi ayinleri için kullanılan altın kalisler yoksulluk nedeniyle eritilip değerlendirilir, bu da bazı eserlerin günümüze kadar gelemediğini gösterir. O sırada kimseden bunların ileriki medeniyetler için önemini düşünmesi beklenemez. Eserlerin değerini belirleyen malzeme değildir şüphesiz. Eğer tarihle ilgili çarpıcı bir gerçeği ispatlıyorsa kimi zaman taştan olan nesne altından çok daha paha biçilemez bir değer taşıyabilir. Bu varlıkların insan aklı, bilimi ve teknolojisinin katkısıyla ortaya çıktığını, her bir taşınmaz kültür varlığının, bir arkeolojik sit alanının, bir kentsel sit alanının veya tarihi sit alanının tüm insanlığın eseri ve malı olan evrenselliği barındırdığı gerçeğini bilmek, onu korumaya yardımcı olur. Biliniyor ki çok uzak olmayan bir dönem bazı tarihi eserlerin, kazı yapan yabancılardan çok turistlere tarihi eser satan yöre halkından korunması gerekmişti. Toprağında onca kültür mirası taşıyan bir ülkenin vatandaşlarının kültürel mirasın önemi hakkında bilgi sahibi olması, bu varlıkların korumasına yardımcı olur. Belki bazı ülkelerin de kültür varlıklarının önemi ve onları koruma konusunda küçük yaştan itibaren bir bilinç oluşturması beklenir. Böylece kimse 15. yüzyıldan kalma bir kemerin üzerine sprey boyayla isim yazamaz, belki üzerine yaslanamaz bile. Bir sonraki adımda kişi restorasyonu yıllarca süren bir müzeye dair kaygılar taşır. Sonra içinde taşınmaz tabiat varlıklarına karşı duyarlılık ve koruma duygusu gelişir.

 

Son olarak sanat, insanı hayvan soyundan ayırt ederken kültürün de en önemli taşıyıcısıdır. Sanatçısının benimsediği kültür kalıpları eserlere doğrudan aktarılır ve bunun doğal bir sonucu olarak eser, kültürel değerleri yansıtır. Sanatçıların kendilerine özgü geliştirdikleri dil, “sanat” yoluyla ifade edildiğinde, “milli” bir içeriğin taşıyıcısı haline gelir. Bu eserler de zamanın sessiz tanıklarını oluşturur. İçindeyken adına bu çağı yansıttığı için çağdaş sanat denir, uzaklaşarak bakıldığında sanatçıların üretimlerine en çok yansıyan konu, tarihin bu sahnesinin çığlığıdır adeta.

 Yue Minjun (Çinli Sanatçı) Contemporary Warriors

 

 

 Banksy (Amerikalı Sokak Sanatçısı)

 

 

Jeffrey Stenbom (Amerikalı Sanatçı) , Mutual Intelligibility 

 

Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic

Yeni Haberler

June 20, 2017

1/3
Please reload

Recent Posts

June 20, 2017

January 1, 2017

October 5, 2016

Please reload

Search By Tags
Follow Us