Featured Posts

Sanatçı İzleyici Sergi Üçgeninde Otoportre

Söyleşİ: SEMA ÖZBEK | Zeck Yaşam Kültür Dergisi

Fotoğraflar: Çağdaş Cam Sanatları Müzesi Ekibi

 

2004 yılından bu yana dergimizin görsel yönetmenliğini üstlenen Fatma Çiftçi ilk kişisel sergisini açtı. Bu vesileyle kendisiyle bir söyleşi yapmak istedik.

 

 

S: Öncelikle tebrik ederiz. Sergiden biraz bahseder misiniz?

Bu sergi benim ilk kişisel sergim 'Otoportre' isimli ve 20 parça cam eserden oluşuyor. Sergide kullandığım cam biçimlendirme teknikleriyle ilgili bir broşür hazırladım, baskısını gerçekleştiren müze ekibine teşekkür ederim. Açılışını Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Prof. Yılmaz Büyükerşen gerçekleştirdi. Sergim Eskişehir Çağdaş Cam Sanatları Müzesi'nde 16 Temmuz 2017 tarihine dek görülebilir.

 

S: Serginizi neden bu müzede açtınız?

Çünkü Çağdaş Cam Sanatları Müzesi Türkiye'de camın çağdaş kullanımlarının gösterildiği ilk ve tek müze. Ben de cam malzemesiyle çalışıyorum ve bu müzeyi çok önemsiyorum, cam işiyle uğraşanların da buraya sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum. Müze Eskişehir, Odunpazarı'nda ve Kent Müzeleri Kompleksi'nin bir parçası. Yerli yabancı sanatçıların cam eserlerinden oluşan kalıcı koleksiyon müzede teşhir ediliyor, bunun yanı sıra geçici sergi salonu da bulunuyor.

 

S: Serginizin ismi neden otoportre?

Çünkü sergideki anlatımlarım kimlik parçalarından oluşuyor. Bu parçalanmanın sebebiyse benimsenemeyen kimlikler. Bir ruhun, dünya gezegenine uyum sağlamaya çalışması, bir kimlik oluşturması, bunları neyin üzerinden yaptığı gibi bir sorgulamanın ürünü bu sergi.  Tabi ben Türkiye'de yaşadığım için ister istemez bu kimlikler baktığım noktayı da işaret ediyor. Son derece yoruma açık bir konu. Bazı durumlar insanı yaşadığı yere yabancılaşmak ile kendisine yabancılaşmak arasında bir seçim yapmaya zorluyor.

 

S: Bu konuda esinlendiğiniz bir görüş oldu mu?

Evet, özellikle yabancılaşma konusunda dünyaya seyirci kalmış bazı sanatçıları mesela Albert Camus ve Charles Baudelaire'i esin kaynağı olarak kullandığımı söyleyebilirim.

 

S: Eserlerinizin hepsinin cam malzemeyle üretilmiş olduğunu görüyoruz. Bundan biraz bahsedebilir misiniz?

Evet, ben cam malzemesiyle çalışıyorum. Ancak tabi cam şekillendirmek oldukça zor. Çünkü cama biçim verirken mutlaka atölye ortamında profesyonel teçhizatlar kullanmak zorundasınız. Bu sergideki eserlerin büyük çoğunluğunu Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Cam Bölümü'nün atölye olanaklarıyla ürettim. Bir kısmını da New York'ta aldığım burslu neon eğitimi sırasında gerçekleştirdim.

 

S: Sergi iki bölümden oluşuyor sanırım.

Evet, birinci bölüm, eserlerin manifestolarıyla birlikte algılanmasını beklediğim bölüm. İkinci bölümde sergilediğim eserlerin manifestosunu izleyicilerin yazmasını ve yerleştirdiğim kutu aracılığıyla benimle paylaşmasını bekliyorum.

 

S: Manifestodan kastınız nedir?

Aslında 'eser metni' de denilebilir. Eserin algılanması için yönlendirici bazı metinler hazırlanıyor, bu belki sanatçının işini kolaylaştırıyor, belki zorlaştırıyor.  Metin yazmadığım, yalnızca eserin ismini koyduğum işler de var. Çünkü bazen seyirci çok farklı anlamlar çıkarıyor ve belki benim gözden kaçırdığım ortak çağrışımları görüyor. Ben de merak ediyorum. Çünkü serginizi kimin gezeceğini asla bilemiyorsunuz, bir hukuk öğrencisi, bir psikoloji öğrencisi veya bir sanat felsefecisi gelip çok başka hikayelerle kurdukları bağlantıyı anlatıyorlar. Onları dinlediğimde, 'evet bu da olabilirdi çünkü bunu da söylüyor' diye düşünüyorum. Bazen eser, benim vermek istediğimden daha fazlasını izleyiciye veriyor. Bu sebeple bazı metinleri sizlere bıraktım.

 

S: Son zamanlarda Kültür Bakanlığının düzenlediği Genç Sanat güncel sanat proje yarışmasında "sonsuzluk koridoru" isimli eserinizle başarı ödülü aldınız. Kişisel serginizde bu eser de izlenebiliyor sanırım, biraz bahseder misiniz?

Evet, sergide bu eser de var. Yarışmanın konusu Hacı Bektaş Veli'nin "Her ne arar isen kendinde ara" sözlerinden esinlenilerek üretilen sanat eserleri arasında geçen bir yarışmaydı. Ben cam ve ayna ile oluşturduğum bir bumerang ile katıldım. Eser metnim ise şöyleydi “Bumerang doğru açıyla fırlatıldığında atan kişiye geri döner, bu esere doğru açıdan –kesitten- bakıldığında aynaların yarattığı sonsuz koridor görünür.” Bumeranga üstten bakıldığında aynada kendinizi görebiliyorsunuz. Bumerangın şeffaf kesitine iki aynayı karşılıklı koyarak bir sonsuz koridor oluşturdum. İzleyiciyi eserdeki sonsuz koridoru görmesi için davet ettim, ancak sonsuz koridoru görünemeyecek kadar dar ve bulanık bir alana hapsettim. Amacım apaçık bir alanda kendini görebilen izleyiciyi, idealize edilmiş bir sonsuzluğu aramanın peşine düşürmekti. Böylece bu sonsuzluğu ararken gerçeği kendinde arama fırsatını kaybetmenin tekrarını yaşattım. Gerçekten de manifestoyu okuyan ve okumayan seyircilerin eğilip kesitte birşeyler aradıklarına şahit oldum.

 

Bu söyleşi Zeck Yaşam Kültür Dergisi'nin 75. Sayısında (Haziran Temmuz 2017)  Kültür Sanat Sayfasında (22-23. sayfalarda) yayınlanmıştır.

 

Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic

Yeni Haberler

June 20, 2017

1/3
Please reload

Recent Posts

June 20, 2017

January 1, 2017

October 5, 2016

Please reload

Search By Tags
Follow Us