Featured Posts

Karanlık Çağ

October 5, 2016

 

Uzak ticaretin yolu olan İpek yolu ve Çin deniz ticareti aslında dönemin kültür, yenilik ve din aktarımını da sağlamaktaydı. Asya’dan Avrupa’ya matbaa, damıtma ve kağıt üretimi gibi buluşlar bu yolla geçmişti. En az bu buluşlar kadar önemli bir şey daha geçti; bir kutsal kitap: kitabın yazarı olan doğuluların Eflatun dediği, batılıların Platon dediği felsefeciyle Avrupa işte böyle tanıştı. Esasen Arapçaya çevrilmiş Antik Mısır ve Roma eserlerinin yeniden Avrupa dillerine tercüme edilip yayınlanması Rönesans’a; Antik Roma ruhunun yeniden hayata geçirilmesine yol açtı. Sanat, bilim, felsefe ve mimarlık arasındaki bağ yeniden kuruldu; deneysel düşünce canlandı. Peki o sırada nasıl bir Avrupa vardı? Ortaçağı ‘karanlık’ çağ yapan neydi? Ya da bir çağı karanlık yapan nedir?


Avrupa ortaçağında bütün kitaplar yakılmıştı. Takip edilen bir tek kitap vardı. Okumak ve sorgulamak yasaktı. Öyle ki "karıştırmak, harmanlamak, kaynaştırmak, birleştirmek çoğu zaman şeytanca olduğu düşünülen işlemlerdi. Mesleki görevleri adına bu işlemleri uygulamaya yönelenler (boyacılar, demirciler, simyacılar, eczacılar) maddeye hile karıştırıyorlar gibi göründükleri için kaygı ve şüphe uyandırırlardı."1  Sorgulayanlar ve üretenler halkta korku uyandırırlardı. Kendileri Tanrı’yı kızdırmıyorken, onlar büyücülük yaparak Tanrı’yı kızdırıyorlardı ve bir gün bu ‘cadılar’ yüzünden Tanrı’nın gazabına hep beraber uğrayacaklardı. Çünkü yaratmak yalnız Tanrı’ya mahsustu. Onun yarattığı doğayı bozmamak adına, bir nevi Tanrı’yı kızdırmamak adına renkleri dahi karıştırmadan doğal yollardan elde ederlerdi. Bu nedenle ortaçağ tablolarındaki renk skalası sınırlıdır, soluktur, karanlıktır, aynıdır. Ortaçağın gotik mimarisi ise insanı ezer, ışık içeri süzülür, içerisi kasvetli, karanlıktır.


Adalet sistemine gelince; Ortaçağ’da engizisyon mahkemeleri Katolik kilisesinin kurduğu yargılama sistemiydi. Kurallar belliydi, kendileri tarafından tahrif edilmiş İncil’de yazılanlara aykırı bütün düşünceler cezalandırılırdı. Örneğin dünyanın düz bir tepsi olduğuna inanmamak suçtu. Cezalandırma sisteminde çeşitli işkence aletleriyle kişinin suçunu itiraf etmesi sağlanırdı. Çivili sandalyeler, mengeneler, ölüm çarkları gibi daha bir çok çeşitli aletler bulunmaktaydı. Aşağılamak için özel olarak yarattıkları gülünç maskeleri2  kişilerin onurunu zedelemek ve onları aşağılamak için özel olarak yapmışlardı. Yaratımın yasak olduğu bu dönemde işkence aletleriyle ilgili oldukça yaratıcı olabilmeleri, yönetimdekilerin ayrıcalıklı olduğunu gösteren bir ipucudur.


Ortaçağlı insanların giyim kuşamına da kilise karar verirdi. Toplumsal değer yargılarını kilisenin yasakladığı ve zorunlu kıldığı bu kurallar belirlerdi. Giyime ilişkin bir kararname çıkarılır, herkesin hangi toplumsal statüye sahip olduğu böylece bir bakışta anlaşılırdı. "Çok pahalı ya da çok göz alıcı renkler, Avrupa’nın her yerinde saygın ve ağırbaşlı bir görüntü sergilemek isteyen herkese yasaktı.  İyi bir Hristiyan’a yakışmadığı düşünülürdü. Ortaçağda bütün Avrupa’da, özellikle Gaskonya ve Bretanya’da yaşamış olan, iyileşmiş cüzamlılar oldukları ya da onların soyundan geldikleri iddiasıyla toplumdan dışlanan paryalar*, şehir dışında yaşamaya ve omuzlarına kırmızı kumaştan bir kaz ayağı takmaya zorlanırlardı."3  İşte karanlık çağ, bu yüzden karanlıktı.


Bu çağı geride bırakanların kuracakları yeni dünya düzeni ise hümanizm  üzerine olacaktı. Antik Roma ruhunun yeniden doğuşu olacak, Roma şehir mimarisi kullanılacak, Roma hukuku uygulanacak, idealar dünyası yaşanacaktı. Her şey akla ve bilime dayanacaktı. Güzellik de bilimseldi artık. Bundan böyle altın oran kullanılacaktı. Rönesans döneminde yaratıcılığın esas yürütücü gücü ise tüccarlardı. Bunlar en kârlı ticaretin hangi alanda olduğunu araştırırlar ve bu yoldan sağladıkları zenginlikleri sanat ve endüstri yeniliklerine yatırırlardı.   


Karanlık çağ toplumunda bilim adamları, sanatçılar ve aydınlar dışlanan kesim olurken; adil yargılanmazken, işkence görürken, onurları ayaklar altındayken, yeni çağ ile birlikte sanatçılar, aydınlar ve bilim adamları birden bire toplumda itibar görmeye başlarlar. Yeni dünya onların liderliğinde kurulur. Skolastik düşünce yerini hümanizme* bırakır. Sonrasında gelişen coğrafi keşiflerin sömürgeciliğe yol açması ve arkeolojinin gelişmesiyle kültür politikaları inşasına başlanması ise liderliği kimin devraldığının apaçık göstergesidir.

 

-

 1 Mavi, Bir Rengin Tarihi – Michel Pastoureau
 2 Bu maskelerin bir kısmı bugün Almanya’da ‘Mittelalterliches Foltermuseum’da sergilenmekte.
3 Mavi, Bir Rengin Tarihi – Michel Pastoureau
*Parya: Kast düzenine göre, kast dışı kalan, hiçbir toplumsal sınıftan olmayan, her türlü haklardan yoksun olanlara verilen ad.
* hümanizm: her otorite karşısında insanı özgürleştirme çabası. (Kaynak: wikipedia)

 

Please reload

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic

Yeni Haberler

June 20, 2017

1/3
Please reload

Recent Posts

June 20, 2017

January 1, 2017

October 5, 2016

Please reload

Search By Tags
Follow Us