Featured Posts

Çokkültürlülük ve Kimlik Bunalımı

Kültür, bir topluluğa özgü düşünce ve sanat eserlerinin tümüne denir. Topluluğun benimsediği kültür, o toplumun ahlak, sanat, politika üretimlerine birebir yansır.

Toplumu derinden etkileyen olaylar, kültürde de aynı derinlikte değişimlere sebep olur. Örneğin Fransız ihtilali sonrası yönetimin kraldan halka geçmesi ükenin kültürünü derinden etkilemişti. Artık sanat eserleri burjuva için değil, halk için yapılacaktı. Çek Cumhuriyeti komünizm döneminde tahrif olan din gelenekleriyle beraber ‘aile’ kavramını da yitirmişti. Avrupa Birliği kriterleri nedeniyle küçük atölyelerde ‘sitrik asit’ gibi zararlı asitlerin kullanılması yasaklandığı için (Çek Cumhuriyeti’nde) halkın kültürüne ait el sanatlarından bazıları bu atölyelerin kapanmasıyla yok oldu.

Savaş sonrası yaşanan göçler, insanları kendi kültürlerinden koparak başka bir kültüre adapte olmasına zorladı. Aynı kültür kimliğini taşıyanlar kendi kültürlerini yaşayabilecekleri bir komün hayatı kurdular belki. Birkaç kuşak baskı altında da olsa kültürlerini yaşayabildiler. Peki ya sansürsüz sanat yapabilmek için ülkesini bırakmak zorunda kalanlara ne oldu?

Onlar tek başlarına ülkelerini terk edip, gittikleri yerde yeni bir hayat kurdular. Zamanla yaşadıkları yerin kültürünü ve yaşam tarzını benimsediler, bu yeni yerleşim yerinde karşılaştıkları sorunlar artık onların da hayatlarının bir parçası oldu, yeni problemler edindiler. Yeni oluşan bu kimlik, bunalımıyla beraber geldi.

Kimlik ve aidiyet duygularını oluşturan; kadınlık, erkeklik, azınlık, çoğunluk, etnisite, globallik, yerellik tanımlamaları bu kez yeni kültürün içerisinde yeniden sorgulandı. Geldikleri ülkenin kültüründeki kadına-erkeğe bakış, azınlık olmanın verdiği duygu, globallik ve yerellik arasında gidip gelme… Bunlar hep yeni kimliğin getirdiği bunalımlardır. Göç, sanatçıyı yeni kimlik edinmeye zorladığı gibi globalleşme de insanlarda aynı kimlik bunalımını yarattı.

Global dünyada artık sınırlar kalkmış durumda. Bize göre dünyanın öbür ucunda yaşayan veganlarla ortak kimliğe sahip olabilir, aidiyet hissedilebilir artık. Bir markayı dünyanın her yerinde bulabilmek ise sermayenin yarattığı küresellik. Sermayeyi elinde tutan güçlerin açtığı müzeler bu mantık ile dünyanın bazı ülkelerine şube bile açtı(!) Dünyanın geldiği noktaya “Küresel Köy” eleştirisini yapan Jean Baudrillard’e hak vermemek mümkün değil.

Bundan 19 yıl öncesine kadar Afrika Sanatı sanat müzelerinde değil etnografi müzelerinde sergileniyordu. Çünkü primitif bulunuyordu, 1996 yılına kadar sanat müzelerinde sergilenmeye layık görülmemişti.

Bir eserinin, sanat eseri statüsüne yükselmesi onun müzeye girmesiyle mümkün olur. Böylece yapıtın sanatsal değeri sorgulanmaz bir mertebeye ulaşır. Etnografi müzesinden, sanat müzesine terfi eden Afrika maskı, artık aynı müzede bulunduğu rönesans tablosuyla aynı sanat değerini taşımaktaydı. Aslında bunun anlamı kültürler arası hoşgörü ve uzlaşma idealini gerçekleştirmenin belki ilk adımıydı. Dünyanın farklı kültürlerine ait eserleri müzesinde sergileme kararı alan bir kurum, halklar-kültürler arasındaki eşitlik düşüncesini de benimsemiş olmalıydı. Sanat eseri toplayan kesimin kendi yaşadıklarından farklı bölgelere ait sanatçı eserlerini edinmesi, kültürel reformu destekleyen günümüzün ‘ideal insan’ tablosunu oluşturmaktaydı.

Yaşadığımız küresel kapitalizm çağında kültür politikası her ne kadar kültürel farklılıklar üzerine kurulmuş gibi gözükse de, bu kültürel kimlikler arası eşitliğe bugün bile tanık olunamadı. İlerleme yok denilemez ama 21. yüzyıldan beklenen halklar-kültürler arası eşitlik örneğini göremiyoruz. Bir kültürün diğer kültüre üstün olduğunu kim neye dayanarak söyleyebilir?

Sanatın politikayla bir ilgisinin olmadığı düpedüz bir yanılgı. Sanat ne kadar kültürle bağlantılıysa, devletlerin kültür politikalarıyla da aynı derecede bağlantılıdır. “Piyasa, marka gibi birtakım semboller üzerinden, kimlik politikaları da etnik vb kimi semboller üzerinden bireyler arasındaki farklılığı ve öznelliğimizi anlamlandırırlar. Böylece bireyler arasındaki toplumsal ilişkileri kültürel şifrelerle (imgelerle) kodlanmış (sembolikleştirilmiş) bir iletişime dönüştürürler.” ¹

Etik ve dinsel kimlikler arası ayrımcılığın sebebi kolonyalist-evrenselci hiyerarşik kültür politikalarının benimsenmesinden kaynaklanıyor. “Küresel piyasaya girmeyi başaramayan birçok geleneksel sanat tıkanmış; piyasanın estetik normları belirlediği bir ortamda, bu normlarla bağdaşmayan pek çok çağdaş sanat girişimi yalıtılmıştır. Yerli koleksiyonerler aracılığıyla yapılan inanılmaz desteğe rağmen, Soteby’s, Christie’s gibi global müzayede şirketleri “Türk Sanatı”nı markalandırmayı ve küresel piyasaya sokmayı başaramamıştır.”2

Aslında belki daha önce eşi benzeri görülmemiş bir homojenleşme var ama kültürlerin kendi başlarına yaşanmasına olanak vermeyen bir sistem bu. Şu anda yaşanılan durum bütün kültürlerin birbiri içerisine kaynaşıp, yepyeni ortak bir dünya kültürünün oluşması. Belki bazı şeyler yanlış anlaşıldı, herkesin kültüründen bir parçayı benimseyip kendi hayatına katmaktan daha zor olanı aslında başka kültürlerle yan yana ama birbirine müdahale etmeden yaşamak olmalı.

¹ Artun.Ali.2013.Çağdaş Sanat ve Kültüralizm.35

2 Artun.Ali.2013.Çağdaş Sanat ve Kültüralizm. 37

  • Facebook Classic
  • Twitter Classic
  • Google Classic
Recent Posts
Search By Tags
Follow Us